İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ
Likya Lahdi ve Sidamara Lahdi
Ders : Müze Eğitimi Ve Uygulamaları
Yöneten Öğretim Üyesi : Prof. Dr. Tayfun AKKAYA
Hazırlayan Öğrenci : Filiz CURCUR - 0011710
İçindekiler : • Müzenin Bulunduğu Yer • Ulaşım •Ziyaret Günleri • Tarihçe •Yapıların Tarihi • Koleksiyonların Genel Tanıtımı • Seçme Koleksiyon Tanıtımı • Müzecilik İzlenimleri • Uygulama • Sonuç • Bibliyografya • Görsel Malzeme Listesi
Dönemi :2003 – 2004 Güz Dönemi
İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ
BULUNDUĞU YER :
İstanbul Arkeoloji Müzesi, İstanbul ilinin sınırları içindedir. Sultanahmet olarak isimlendirilen semttedir.Gülhane Parkı girişinin sağında Topkapı Sarayı’na doğru kıvrılan Osman Hamdi Yokuşu’nun sol tarafında yer alır.
ULAŞIM :
Müzeye gitmek için, Eminönü ilçesinden tramvaya binilerek, Gülhane durağında inilmelidir. Müzemiz, Gülhane Parkının yanındaki, Osman Hamdi Bey Yokuşu’nun solunda bulunmaktadır. Adresi; İstanbul Arkeoloji Müzeleri 34400 Sultanahmet / İstanbul Türkiye Tel: 0212 520 77 40-41 Faks: 0212 527 43 00
ZİYARET GÜNLERİ VE SAATLERİ :
Pazartesi hariç her gün 09:00 – 16:15 saatleri arasında müze ziyarete açıktır.
TARİHÇE :
Sultan Abdülmecit (1839-1861) zamanında, Tophane Müşirliği’nde bulunan Damat Fethi Paşa (1846) Aya İrini kilisesinin avlusunda bazı eski eserler toplamıştı. Aya İrini Kilisesi o zamanlar “Mecmuai Asari Atika”(eski eser koleksiyonu) ve “Mecmuai Esliha-i Atika” (silah koleksiyonu) adıyla iki bölümde toplanmıştı. Eserler, üzerlerine bir tahta yafta konulmuş şekilde korunmaya çalışılıyordu. Böylece arkeoloji müzesi ile askeri müzenin temelleri atılmış oldu. Bu küçük koleksiyonun resmi bir sıfatı olmadığı gibi asker nöbetçilerden başka sorumlu bir memuru yoktu.1869’da bu küçük koleksiyona “Müzei Hümayun” adı verildi. Müzenin ilk katalogu 1868’de Albert Dumont tarafından hazırlanmıştır.
1871’de E.Goold, müzeye müdür olarak tayin edildi ve ikinci müze kataloğunu hazırladı. Bu kataloğun resimlerini Limoncuyan isimli bir ermeni yapmıştır.
1881’de Dr. Deither’in ölümüyle, 11 Eylül 1881’de Osman Hamdi müze müdürü oldu. Bugün de geçerli olan “Asari Atika”1884 nizamnamesi hazırlandı yürürlüğe kondu (eski eserlerin yurtdışına çıkışını önleyen). 1887’de Sayda’da krallar mezarlığında yapılan kazıda İskender lahdi, Ağlayan kadınlar, Satrap, Likya ve Sayda Kralı Tabnit’in lahitleri ortaya çıkarılmıştır. Değerli bir Türk ressamı olan Osman Hamdi Bey, yaptığı arkeolojik kazılarla Türkiye müzeciliğine çok önemli eserler katmıştır. Osman Hamdi Bey’in müdür olduğu dönemde müze, bir taşra müzesi karakterindedir.İlk arkeolojik kazı çalışmalarını, Ayvalık ve Bergama civarında yapmıştır. 1887’de Sayda (Sidon), Ayaa mevkiinde yaptığı kazılarda, arkeoloji aleminde büyük yankı yaratmıştır
Müzenin üst katındaki Hazine’de 800.000 eserin yer aldığı; sikke, mühür, nişan, madalya ve sikke kalıplarından oluşan ”Gayri İslami Sikke, Sikke Kabini bulunur.Osman Hamdi Bey müzenin gelişmesi için çok çaba harcamış, eserlerin ve müzenin düzenlenmesinden başka, bunları çeşitli yayınlarla bilim dünyasına tanıtmış ve kataloklarını yaptırmıştır. Osman Hamdi Bey, 1910 yılında ölünce, yerine kardeşi Halil Edhem tayin edilmiştir.Halil Edhem Bey’in müdürlüğü 1931’e kadar sürmüştür.1931-1953 arasında Aziz Ogan müdürlük yapmıştır. Sırasıyla: Rüstem Duyuran (1954-1961), Necati Dolunay (1962-1978), Nezih Fıratlı (1978-1979), Aykut Özet (1979-1980), Altan Akat (1980-1981), Nusin Asgari (1982-1985), Alpay Pasinli (1985-1999), ve Halil Özek (2002-....) müdür olmuşlardır.
YAPILARIN TARİHİ :
İstanbul Arkeoloji Müzeleri üç müze ve atölyelerden oluşmakta, bünyesinde 1 milyonu aşkın eser bulunmaktadır.
1.Arkeoloji Müzesi: Osman Hamdi Bey tarafından mimar Alexandra Vallaury’e yaptırılan ana bina 1891 yılında ziyarete açıldı. Alexandra Vallaury’nin tasarımı, son derece klasik bir plan şemasına ve neogrek vurgusu belirgin klasik bir konsepte oturmaktadır. Güney ve kuzey kanatları ise 1902 ve 1908 yıllarında ziyarete açılmıştır.Sidon Kral Nekropolü ve Antikçağ Heykelciği bölümleri mevcut.Bu binada müze ihtisas kütüphanesi ile nümizmatik kabini de yer almaktadır.Bina, müze olarak inşa edilmiş ilk Türk müzesidir.Dünyada müze binası olarak inşa edilen ilk 10 müze arasında yer almaktadır.
Ek Bina: 1968 yılında inşaatına başlanan ek bina teşhir ve tanzim çalışmalarının bitmesiyle 100. Kuruluş yılı olan 13 Haziran 1991’de büyük bir bölümü ziyarete açılmıştır.Ana binanın güneydoğu bitişinde yer alan ek binada müze koleksiyonları esas alınarak ‘’Çağlar Boyu Anadolu ve Troia’’, ‘’Anadolu’nun Çevre Kültürleri Suriye, Filistin Kıbrıs’’, Çağlar Boyu İstanbul’’, ‘’İstanbul Çevre Kültürleri Trakya, Bithynia ve Bizans’’, Antik Çağ Anadolu Mimarlığı’’ ve Çocuk Müzesi’’ konularında modern ve eğitici bir sergileme yapılmıştır.
2.Eski Şark Eserleri Müzesi: 1968 yılında Osman Hamdi Bey tarafından 1883 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak yaptırılan bina 1917 yılında müzeye dönüştürülmüş, 1963 yılında ziyarete kapatılmış ve 1974 yılında yapılan yeni düzenleme ile ziyarete açılmıştır. Koleksiyonları arasında İslamiyet Öncesi Arap Yarım Adası eserleri, Mısır eserleri, Mezopotamya’dan Sümer, Asur, Babil, eserleri ile Anadolu’dan Hitit, Geç Hitit ve Urartu eserleri yer alır.Zaman içinde müze, gerek yapısal gerekse sergileme bakımından ciddi bir onarıma ihtiyaç göstermiş olması ve ziyaretçiye hizmet veremez konuma gelmesi nedeniyle ziyarete kapatılmıştır.Yapılan onarım ve teşhir yenileme çalışmaları ile tekrar ziyarete açılmıştır.Bu binada ayrıca dünyanın ikinci büyük çivi Yazılı Belgeler arşivi (80.000 tablet) bulunmaktadır.
3.Çinili Köşk Müzesi: Fatih Sultan Mehmet tarafından yazlık Saray olarak kullanılan 1472 yılında yaptırılan bina İstanbul’daki Osmanlı Sivil mimarlık örneklerinin en eskisi ve görkemlisidir.1875-1891 yılları arasında Müze-i Hümayun olarak kullanılmıştır.1953’te ‘’Fatih Müzesi’’ adı altında Türk ve İslam Eserleri, daha sonra ise Selçuklu ve Osmanlı çini ve keramiklerinin sergilendiği Çinili Köşk’teki restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmalarına devam edilmektedir.
KOLEKSİYONLARIN GENEL TANITIMI :
Binanın alt katında 20, üst katında 16 olmak üzere toplam 36 teşhir salonu bulunmaktadır.Ayrıca burada hazine sikke kabineleri ile büyük bir kütüphanede bulunmaktadır.
Müzenin alt katındaki salonlarda Yunan, Roma, ve Bizans uygarlıklarına ait taş eserler ve mozaikler, üst katında ise çanak-çömlek, küçük boyutlu taş eserler, pişmiş toprak figürünler, maden ve cam eserler sergilenmektedir.
Alt kat:
1. salonda, antik İstanbul (Byzantion)’un Yunan ve Roma Dönemi nekropollerinde bulunmuş olan mezar taşları, Lidya, Yunan, Latin ve Kıbrıs dilleriyle yazılmış yazıtlar ve İstanbul-Silah tarağa ile İzmit’te bulunmuş Roma Çağı heykeltıraşlık eserleri yer almaktadır.
2.salonda, sütün, sütun başlıkları, arşitrav, friz vb. mimari eleman ve eserler ile mozaikler sergilenmektedir.
3. salonda, ise Sidamara Helenistik ve roma dönemlerine ait mezar stelleri ve kapı şeklindeki mezar taşları yer almaktadır.
4 ve 5. salonlar depodur.
7. salonda, Sayda’da bulunmuş eserlerden dolayı sayda salonudur.
8, ve 9, salonlar, ‘’Lahitler Müzesi’’ adıyla anılır.İskender lahdi 8.salonda ve Tabnit lahdi 9,salondadır.
10. salon, ‘’Fenike salonu’’
11. salonda, Arkaik çağa ait heykel, kabartma ve stel gibi heykeltıraşlık eserleri
12. salonda, Assos eserleri ile Kule mezarlar, Tanrı bes heykeli vb. bulunur.
13. salon, ‘’Attik kabartmalar salonu’’
14. salonda, Rodoslu heykeltıraş Philiskos’un Giyimli kadın heykelinin burada bulunmasından dolayı ‘’Philiskos Salonu’’ adını taşır.
15. salonda, Salona adını veren genç atlet (Epheb) heykeli Menad, İskender ve Marsyas bulunur.
16. salon, ‘’Atsis solonu’’
17. salon, ‘’Aphrodisias Salonu’’
18. salon, ‘’Roma Salonu’’
19. salon, ‘’Hıristiyan Eserleri Salonu’’
20. salon, ‘’Bizans Eserleri Salonu’’
Üst kat:
21-35 numaralı salonlarda Prehistorik çağlardan Bizans çağına kadar uzanan kültürleri kapsayan küçük boyuttaki eserler yer almaktadır.
Yine Üst katta (No.36) Tel-Halaf, Nippur, Babil Filistin, Asur, ve Cerablus’dan gelmiş altın eserlerle Troia hazineleri bulunur.
Attik Heykel Ve Kabartmaları Salonu:
Bu salonda bulunan Helenistik etkili eserler; (Envanter numaraları parantez içinde verilmiştir.)
Aslan Heykeli (313T); Mermer, Halikarnassos (Bodrum) (Mousoleum’dan bir parça), Geç Klasik Dönem, M.Ö.4.yy. ortaları.
Attik Mezar Steli (380T); Yöresel Mermer, Limenas Taşöz’de bulunmuştur, Geç Klasik Dönem, M.Ö.4.yy.
Tanrı Poseidon ile Kahraman Herakles’e Adak Steli (1504T); (Denizlerin Tanrısı ile, Yenilmez Güç ve Dayanıklılık Simgesi Yarı Tanrı), Yöresel Mermer, Limenas Taşöz’de bulunduğu sanılmaktadır, Geç Klasik Dönem, M.Ö.4.yy.
Attik Mezar Steli Parçası (572T); Mermer, Atina’da bulunmuştur, Geç Klasik Dönem, M.Ö.4.yy.
Attik Mezar Steli Parçası (580T); Mermer, Attika Bölgesi olduğu tahmin ediliyor, M.Ö.4.yy.
Demeter Kabartması (4942T); (Toprağın, ekinlerin, özellikle buğdayın tanrıçası), Mermer, Kozçeşme Köyü (Biga, Çanakkale), Geç Klasik Dönem, M.Ö.4.yy.
Symposium (Cenaze Yemeği) (407T); Sahneli mezar steli, Mermer, Gallipolis (Gelibolu), Geç Klasik Dönem, M.Ö.4.yy.
Helenistik Dönem Heykeltıraşçılığı Bölümü:
Bu salonda Helenistik döneme ait heykel örnekleri vardır. Bunlar;
Genç Kadın Heykeli (397T); Mermer, Kyme(Namurt), Geç Helenistik Dönem, M.Ö.1.yy.
Bir Erkek Portresi (387T); Mermer, Kyme (Namurt), M.Ö.3.yy. sonları.
Artemis Başı (386T); (Ay, Orman ve Av Tanrısı), Mermer, Kyme (Namurt), M.Ö.3.yy. sonları.
Büyük İskender Başı (1524T); Mermer, Kos (İstanköy), M.Ö.2.yy.
Büyük İskender Başı (388T); Mermer, Kyme (Namurt), M.Ö.3.yy. sonları.
Büyük İskender Heykeli (709T); Mermer, Magnesia Ad Sipylum (Manisa), M.Ö.3.yy. ortaları.
Marsyas’ın Heykeli (400T); (Kavalı ile Apollon’a meydan okuması sonucu cezalandırılarak derisi yüzülen Frigyalı Satir), Mermer, Tarsus’da bulunmuştur, M.Ö.3.yy. kopyası.
Hermafrodit Heykeli (380T); Mermer, Pergamon (Bergama), M.Ö.3.yy.
Tanrısal Büyük Heykel (2767T); Mermer, Bergama, M.Ö.2,yy.
Kurban Masası Destek Ayakları (356T, 357T); Mermer, Bergama, M.Ö.2,yy.
Arkaizon Dansöz Heykeli (481); (Arkaik üslup özelliğinin kopyası) Mermer, Bergama, Geç Helenistik Dönem, M.Ö.1.yy. ortaları.
Nike Heykeli (765T); Mermer, Bergama, M.Ö.2.yy.
Afrodit Başı (48T); (Aşk ve güzellik tanrıçası), Mermer, Bergama, M.Ö.2.yy.
Kahraman Kabartması (362T); Mermer, Bergama, M.Ö.3.yy. sonları.
Mitolojik Figür (genius?) Kabartması (5457T); Mermer, Bergama, M.Ö.2.yy. yarısı.
Raks Eden Menad (764T); (Dionysos’un dinsel törenlerinde yer alan kadınlar alayından biri), Mermer, Bergama, M.Ö.3.yy. sonları.
Apollon Heykeli (383T); (Güzel sanatlar ve bilicilik tanrısı), Mermer, Trailles (Aydın), M.Ö.2.yy.
Kadın Heykeli (2149T); Mermer Limenas Taşöz (Artemis Polo Kutsal Alanı), M.Ö.2.yy. ( M.Ö.5.yy. kopyası)
Kadın Heykeli (2154T); Mermer Limenas Taşöz (Artemis Polo Kutsal Alanı), M.Ö.2.yy. ( M.Ö.4.yy. kopyası)
Kodis’in Heykeli (2151T); (Phidon’un karısı Dionysodore’nin kızı), Mermer, Limenas Taşöz, (Artemis Polo Kutsal Alanı), M.Ö.2.yy. ( M.Ö.4.yy. kopyası)
Kadın Heykeli (2150T); Mermer Limenas Taşöz (Artemis Polo Kutsal Alanı), M.Ö.2.yy. ( M.Ö.5.yy. kopyası)
Gaia Başı ( 898T); (Evrensel bir öge olarak, toprağın , yerin ve dünyanın simgesi), Mermer, Zarko (Phayttos, Teselya), M.Ö.3.yy. sonları.
Kithara Çalan Mousa Kabartması (1028T); (Güzel sanatlar ve esin perisi), Mermer, Manyas, M.Ö.2.yy. (Neo-Antik işçiliği özelliğinde)
Tragedya Yazarı Euripides Onuruna Kabartma (1242T); Mermer, Smyrna (İzmir civarı), Geç Hell. Dönem, M.Ö.1.yy.
Afrodite Heykelciği (1052T); Mermer, Priene (Güllübahçe), M.Ö.3.yy. sonları.
Kybele Heykelciği (1039T); (Yaşamın ve vahşi doğanın egemeni ana tanrıça), Mermer, Priene (Güllübahçe), M.Ö.2.yy.
Helenistik ve Helenistik Etkili Roma Heykeltıraşçılığı Salonu:
Bu bölümde bulunan Helenistik etkili eserler;
Afrodite Heykelciği (1003T); Mermer, Priene (Güllübahçe), M.Ö.3.yy. sonları.
Asklepios Heykeli (1560T); (Hekimlik ve Şifa Tanrısı), Mermer, Kos (İstanköy), M.Ö.2.yy. (M.Ö.5.yy. kopyası)
Genç Kız Heykeli (360T); Mermer, Philomelion (Akşehir), M.Ö.2.yy. sonları.
Erkek Başı (38T); (Sporcu ya da asker başı), Mermer, Asos (Behramkale), M.Ö.2.yy. yarısı.
SEÇME KOLEKSİYONLARIN TANITIMI :
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş YapResimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş Yap1 – Likya Lahdi :
Envanter bilgileri ve numarası:
Eserin adı : Likya Lahdi
Envanter No : 369
Buluntu yeri : Sayda (Sidon) Kral Nekropolü 4’nolu mezar odasında bulunmuştur.
Malzemesi : Paros Mermeri
Boyutları : H.296 cm, L. 254 cm, W.137 cm
Objenin tarifi :Kapak Likya sivri kemer tipinde olduğundan bu isim verilmiştir.Uzun yüzünde dörder atlı 2 araba ile 4 genç aslan avlamakta, diğer uzun yüzünde yine bir avda domuz avcılara saldırmaktadır.Küçük yüzlerden birinde 2 centaurus ile birlikte 1 Lapith, diğerinde 2 centaurus 1 geyik için birbirleriyle mücadele etmektedirler.Kapağın üçgen yüzlerinden birinde karşı kaşıya duran 2 griffon, diğerinde ise sırt sırta duran sfenks tasvir edilmiştir.Bunlar lahdin bekçileridir. Bu lahdin de boyaları tamamen solmuştur.Yunan heykeltıraşçılığının güzel örnekleri içinde yer alır.
Tarihlendirme : M.Ö. 5. yüzyılın sonlarına ait olduğu tahmin edilmektedir.
Açıklama : İstanbul Arkeoloji Müzelerinin en kıymetli eserleri olan Sayda Lahitleri 9. yüzlılın sonunda müzelerin kurucusu olan Osman Hamdi Bey tarafından 1887 yılında yapılan Sidon Krallar Nekropolü kazısında çıkarılmış ve müzeye kazandırılmıştır. Lahitler İstanbul Arkeoloji müzelerinin yapımına sebep olmuş ve ilk binada teşhir edilmiştir.Sayda Lahitlerinin Arkeoloji ve Sanat Tarihi Dünyalarında ayrı bir yerleri vardır. Müzede Sidon Kral Nekropolünde bulunur.
Osman Hamdi Bey bir gün bir ihbar alır. Sayda’da Mermerden yapılma bazı eserler bulunmuştur.Hamdi Bey derhal gemiye atlar ve Saydaya gider. Uzun ve planlı bir kazıdan sonra çok sayıda lahid bulur.Hamdi Bey bulduğu eserleri binbir zorlukla gemiye yükletir. İstanbul’a getirir.
Likya kelimesi Anadolulun eski devirde güney bölümüne verilen isimdir.Bu bölge lahitlerinin bir özelliği vardır.Bu özellikleri ile de diğer lahit tiplerinden kolayca ayrılırlar.Likya bölgesinde yapılmış lahitlerin kapakları ‘’Ters dönmüş Tekne şeklindedir’’.İstanbul Arkeoloji Müzesindeki bu lahdin kapağı da ‘’Ters dönmüş Tekne olmasından dolayı ‘’Likya Lahdi’’ ismini almıştır.Likya Lahdi çok ilginçtir. Lahdin üzerindeki tasvirler Atina Akropolündeki Parthenon tapınağının frizlerindeki tasvirler ile benzerlik gösterir.Ayrıca Lahit Sayda da bulunmuştur.Bütün bu hususların yanında kapağı, Likya bölgesindeki lahitlerin kapağı şeklindedir.Lahdin izahını şu şekilde yapabiliriz: Eseri yapan sanatkar Likyalıdır. Aynı zamanda çok gezen ve gören bir şahıstır.Muhakkak Atina Akropolüne gitmiş ve oradaki Parthenon tapınağını görmüştür. Onun tesiri altında kalmış, belki tapınağın yapımı sırasında çalışmış da olabilir.Bir süre sonra Sayda’dan iş teklifi almış ve gelmiş Likya lahdini yapmış olmalıdır.Üzerindeki tasvirler Atina Akropolündeki Parthenon tapınağının frizlerindeki tasvirlerle olan yakın benzerliği, tapınağın yapımından hemen sonraki yıllarda Lahdin de yapılmış olabileceğini akla getirmektedir.
Tabutun uzun tarafında 5 avcı 3’lü ve 2’li gruba ayrılmış atların üzerinde erkek domuz öldürürken görülür. Atlar Arap ve Avrupa ecdatlarının karşı karakteristikliklerini göstermektedir. Şekillerdeki kişilerin hepsi geniş alınlı, küçük kafalı, derin göğüslü, geniş böğürlü ve zayıf bellidir. Bu atlar antik at tacirleri tarafından en çok arananlardır. Tırnakları zarif bir şekilde uzatılmıştır. Bütün avcıların sağ kolları tekdüze bir hareketle yukarıya doğru kalkmıştır. Diğer kolları ise avlandıkları hayvanın üzerine mızrak tutmaktadır.Yüzlerinden yaş farklılıkları anlaşılmasa bile, elbise çeşitliliğindeki ince detaylar onların genç adamlar olduklarını gösteriyor. 5. Yüzyıl Atina’sında oldukça popüler olan tipik Thracian elbiseleri giymektedirler. Onların akranları da ayrıca Parthenon duvar süslerinde görünmektedirler.
İkinci uzun kenarın üzerinde, aslan avı betimlenmiştir.4 genç avcı iki savaş arabasının üzerinde bir tane vahşi hayvanı öldürmeye çalışırken görünürler.Atlar hemen hemen aynı tabutun karşı tarafındakilerle aynı betimlenmişlerdir.Onların yerleştirilmesi, bir tanesi diğerinin arkasından üst üste gelmiş durumdadır.Bu şekilde gerçek derinlik kazanılmıştır. 3 çeyrek şekilde guadrigas görülür.Bu savaş arabalarını temsil eden tipik Yunan heykeltıraşçılık özelliğidir.Avcıların içinde durdukları kutular, arkaya düşmüş ve açık bir şekilde, atların arka bölümleri tarafından görülmesi gizlenmiştir. 4 genç adam sıkça Amazonlar gibi yanlış yorumlanmıştır. Ancak ne giysilerin içinde nede fiziksel bakımdan değil, muhtemelen soldaki ilk avcının dişi (kadınsı) saç şekillerinden olmalıdır. Yoksa onların Amazonlar olduğuna dair hiçbir iz yoktur. Tabutun kısa taraflarının birinin üzerinde 2 tane insan başlı at (centaurs) bir geyik için kavga etmektedir.Centaurs’lar birbirlerine karşı bir şekilde, bir kayanın üzerinde betimlenmiştir.Sol taraftaki Centaurs çıplak iken, ikincinin boynundan bir panter derisi sarkmaktadır.Bir sonraki düşmanın gözlerine derin derin bakan bir ağaca bağlanmıştır.
Bu taraftaki kapağın tympanum üzerine 2 tane sfenks oturtulmuştur. Onlar 3. çeyrek pozda temsil edilmişlerdir. Kafaları öne doğru eğilmiştir.Kanatları tympanun kemerinin üzerine ulaşır.Aslan vücutları bu köpeklerden esinlenerek yapılmıştır. Kadın göğüsleri ve yüzleri vardır.Yüzleri melankolik bir ifadede çizilmiştir. Görevleri mezar’ın gardiyanlarıdır.
Tabutun diğer kısa tarafında centaurs’lar lapith kaineus’lar ile savaşıyorlar. Kahraman efsanesine göre ki oda gerçekte kadındı poiseidon tarafından cinsiyeti erkeğe değiştirildi.Kahraman birçok centarus’u öldürdü ama kendisinin çekici cildi hiç zarar görmedi. Geri kalan centrus’lar kahramanın kafasını kütükle ezerek öldürdüler.Ama kütük yerine büyük bir kaya gösterilmiştir.Kahraman dünyanın altında çizildi ve onu bu şekilde öldürdüler.Kaineus’un kompozisyonunda Kaineus‘un üreme organları toprağın altında gösterilmiştir.Kafası Atina’ya ait miğfer tarafından korunmaktadır.Ve kafası düşmanlarına dönüktür.Sağ büyük parça bir kayayı kahramana vurmak için kaldırmıştır. Timpan’ın kapak içinin yan tarafında bir erkek ve yarısı aslan olan, yarısı kartal bir dişi birbirlerine bakar şekilde yerleştirilmiştir.Bu iki figür 5. yüzyılın klasik özelliğini göstermektedir. Her ikisi de 3 pençelerini kaldırmış ve geri kalan bacağın üzerinde dikilmektedirler. Her ikisininde kartal kafası vardır ve tıslayan gagaları ve uzun kulakları vardır.
Boyunlarını süsleyen ibikleri çiviler ile tutturulmuştur. Kanatları arkaya doğru düşmüş ve kapağa doğru kıvrılmıştır. Vücutları tam karşılarındaki sfenks’ ler gibidir. Onlarda aslandırlar ama köpek modelinde çizilmişlerdir. Uzun kuyrukları gizlenmiş bacakları ve yuvarlak kıvrım yapacak şekilde aşağıya doğru uzanmaktadır.
Dişi olan yarı aslan yarı kaplan figür sağ tarafta ibik’inin üzerinde daha fazla çivi tutturularak vurgulanmıştır. Kafası daha iyi çizilmiştir. 2 ayı pençesi ve avuç içi dekarasyonlarının dışında diğerleri timpon’un en üstüne yerleştirilmiştir. Dört kulp ağızları açık uzanan aslanların 4 tarafına yerleştirilmiştir.Kapağın başka bir dekoru yoktur. Kulplar oldukça ağır olan kapağın taşınması için çok küçüktür. Bir diğer amacı ise bu kulpların korunmak içindir. Muhtemelen aslanları korkutmayı ima etmektedir.Sahnelerin konuları tabutun her iki kısa tarafı hariç yakın batı motiflerinden alınmıştır. Lycian Lahdi bu konuların tercüme edilmesinde batı etkileri göstermektedir.Şekiller bodur tıknaz vücutlar geniş yüzlü olarak oyulmuşlardır. Avcıların giysileri ve atları küçük detaylar ile gösterilmişlerdir. Figürlerin yerleştirilmesi birbirlerinin arkasına üst üste şeklindedir 3 boyutlu olması için. Orijinal olarak Lahit’in yüzeyi tamamıyla çeşitli tonlarda kırmızı, kahverengi ve mavi renklerde boyanmıştır. Kapaktaki boya daha koyu tonlardadır. Muhtemelen deklarasyona basitlik kazandırmak için yapılmıştır. Ne boyası nede metal süslemesi bu güne gelebilmiştir.
2 – Sidamara Lahdi:
Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor
Linki Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş YapResimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin
Üye Ol veya
Giriş YapEnvanter bilgileri ve numarası:
Eserin adı : Sidamara Lahdi
Envanter No : 1179
Buluntu yeri : Konya - Ambararası
Malzemesi : Mermer
Boyutları : H.313 cm, L. 381 cm, W.200 cm
Objenin tarifi : Lahdin her tarafı derin işlemelerle doludur, bir uzun yüzünde lahdin sahibi karısı ve kızı arasında görülmektedir.Diğer taraflarında av sahneleri, meyve taşıyan bir kadın, atları zapteden Dioskuruslar, kaide frizinde vahşi hayvanlarla mücadele eden Puttolar, ve Eroslar idman yapan pehlivanlar, araba yarışları görülür.Kapağın üzerinde lahdin sahibinin karısı ile birlikte yan yana yatan rölyefleri vardır.Lahdin teknesinin pencereden taraftaki esas cephesinde ortada filozof kıyafetinde oturan erkek sağda Artemis kıyafetinde genç bir kız, solda Demeter kıyafetinde giyimli; başı örtülü bir kadın vardır.
Tarihlendirme : M.S. 3’üncü asra ait olduğu tahmin ediliyor.
Açıklama : Ereğliden Karamana giderken yol üzerinde bulunan eski ismi Sidamara olan şimdiki
Ambararası köyünde bulunmuştur. Roma Devrinde Anadolu’da bulunan halk tarafından yapılmıştır.
Lahit kelimesi günümüzde ‘’ölünün içine konulup defnedildiği sanduka’’ anlamına geliyor. Bugün de kullanıldığı gibi yüzyıllar öncesi de kullanılmıştır. Modern mezarlıklarda verebileceğimiz büyük veya küçük, süslü veya sade lahitler yaptırabiliriz. Yıllar öncede durum aynı idi. Eskiden de sanatkarlar zengin kimselerin lahitlerini para karşılığı yapıyorlardı. Anadolu’nun Roma devrindeki en büyük lahid atölyesinin bulunduğu merkez Konya’nın tarihi Sidamara şehri idi. Bu şehirden yalnız lahit ustaları yetişirdi. Sidamara’nın ihtiyacını karşıladıkları gibi Anadolu’nun birçok kentinde de sanatlarını yürütürlerdi. Bu şehirde bulunup Arkeoloji müzesine getirilmiş sidamara bu sanatkarların işidir.
Ortadaki büyük sütunlu lahit (Konya-Ambarası)’sında bulunduğu için Sidamara Lahdi denir. Bu tipdeki diğer sütunlu lahitlere de Sidamara tipi lahitler denir. Sidamara lahitlerinin yüzleri süslü sütunlarla, sütün araları şahıs tasvirleriyle doldurulmuştur.Kapak yatak gibi yapılıp lahdin sahibi erkekse karısı ile birlikte, kadınsa yalnız olarak uzanır şekilde kabartmaları konurdu.Lahdin kapağında lahit sahibesiyle karısı uzanmışlardır.Bugün birçok numune ve parçaları mevcut olan bir sınıf lahitler içinde en güzel ve en mühim numunedir. Kapağın üzerindeki puttolardan birinin başı Londra’da ‘’Victoria and Albert’’ Müzesinde olduğu anlaşılınca başın mulajı getirilip yerine konmuştur.Bu tarzdaki lahitlerin teknesi, cepheleri sütunlar ve hücrelerle süslü ev şeklindedir.Bu şekildeki kapaklar , Anadolu’da rastlanan lahitlerde görülmez. Bu şekil M.S.2. asır başlangıcına kadar ancak Etrüsk v e Roma lahitlerinde olduğundan, bunlarda İtalya’dan gelme bir tesir aramak gerekir.Bu lahitler Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde gezici sanatkarlar tarafından yapılmışlardır.M.S.2. asrın yarısından itibaren M.S. 3. asrın yarısına kadar rastlanırlar. Bu tarihten sonra yapılmamışlardır.
Lahdin yan yüzlerinde mitolojiden alınma sahneler vardır. Bunlardan bir tanesi ilgi çekicidir. Ortada bir Filozof oturmakta ve elindeki kitabını okumakta, bir yanında karısı ve diğer yanında kızı ayakta durmaktadır. İki yan uçta birer mitolojik varlık tasvir edilmiştir. Çıplak Diyaskur kardeşler yanlarından hiç ayırmadıkları atların dizginlerini tutar vaziyettedirler. Lahitler ölüler dünyasının bir parçası olduklarından, Zevs tarafından cezalandırılmış bu kardeşler, yaşayanların dünyası ile ölülerin dünyası arasındaki irtibatı temin ediyorlardı. Bir tanesi 12 saat dünya yüzünde iken diğeri aynı saatlerde toprak altında, ölüler dünyasında kalıyordu. Böylece yaşayanların dünyasına öteki dünyanın ne kadar karanlık ve kötü olduğunu anlatabiliyordu. Lahitlerin kapakları üstüne uzanmış vaziyette yatan ölünün heykeli yapılırdı. Bazı durumlarda yanlarına eşleri de ilave edilirdi. Lahitlerin üzerindeki dantela gibi işlenmiş motifler küçük bir çivi ve çekiç ile yapılıyordu. Sanatkarlar lahdi süslerken, gölge ve ışık oyunlarına bilhassa dikkat ederlerdi.
Tabutun üzerinde kolonların ve şekillerin arasında yerleştirilmesi kolon lahitçiliğini akla getirmekte ve özellikle yas tutan kadın lahdin modası geçmiş sayılmaktadır. Tabutun dış yüzeyi duvarın yüzeyindeymiş gibi sunulmuş. Prensip olarak 6 oluklu kolonlar merkezde üçgen oyuklar ve her bir tarafında ise kabartılmış 2 oyuk oluşturur. Oyuklar genellikle yumurta ve liflerle delinmiş ağaç yaprakları ile dekore edilmiştir. Bu deklarasyon oyukların dışındaki bölgeleri doldurur ve tabutun diğer taraflarında da devam eder. Arkeologlar Sidamara Lahdini bağımsız bir çeşit yada diğerlerinden ayrılmış bir grup olarak saymaktadırlar. Bu lahit kendinden önce yapılmış olan aynı döneme ait diğer lahitlerle benzerlik göstermektedir. Orijinallikleri muhtemelen bu lahitlerin 2 çeşit çok yaygın mezar anıtı türlerini bir araya getirmesinin altında yatmaktadır.
MÜZECİLİK İZLENİMLERİ :
Olumlu Nitelikler
‘’Çocuk Müzesi’’ bu bölüm Troya Atı, Asos Athena Tapınağı giriş cephesi gibi çeşitli maketler ve çocukların resim yapacakları mekandan oluşmuş. Çocukları eserleri resmetmeye yöneltmesi, Müzeciliğin eğitici tarafını da ortaya koyar.
13 Haziran 1891’de ‘’Lahitler Müzesi’’ olarak açılan müze 19.yy sonlarında, Dünyada müze binası olarak tasarlanıp yapılan 8-10 müze binası arasındadır.
Müze, 1991 yılında “Avrupa Müze Ödülü” almıştır.
Arkeoloji Müzeleri binaları Dünyanın en zengin Grek-Roma heykel ve lahit koleksiyonlarından birine sahiptir.
Eserler çok eski bir anda bin, beş bin, yedi bin yıl geriye gittiğiniz oluyor.Müze eşyası çok çeşitli...Silahlardan, heykele, lahitlerden süs eşyalarına, ev eşyasından mumyaya, tabletlerden paraya kadar her çeşit eşya teşhir ediliyor.
Kütüphanesi çok kapsamlıdır.
Her bölümde güvenlik kameraları mevcuttur. Müzede, müzeyle ilgili yayınların ve kitapların satıldığı
bir reyon mevcuttur.
Müzenin bahçesinde, dinlenmek için bir “cafe “ mevcuttur.
Olumsuz Nitelikler
Kütüphanede daha çok yabancı dille yayınlanan kitaplar mevcuttur.
Fotokopi makinesi yoktur.
Eserlerin bir kısmı korunmaksızın bahçede sergileniyor.
Eserlerin büyük kısmı depolarda tutuluyor ve sergilenmiyor.Bir nevi, çürümeye bırakılıyor.
Yeterli memur olmadığı için, bazı salonlar genelde kapalı. Ancak bir gezi grubu izniyle açılabiliyor.
Halkla ilişkiler konusunda müzenin dar ve otoriter tavrı değişmelidir.
Müze eserlerinin tanıtılmasında değişiklikler yapılmalıdır.
Toplum ve ziyaretçileri anlamak, tanımak için yeni metotlar üretilmelidir.
Yeni organizasyon ve yönetim planlamasına gidilmelidir.
Yeni İletişim örnekleri bulunmalıdır.
Eserlerin üzerindeki kilitler kalkıp salonlar açılmalıdır.
‘’Kapalı depo’’ yerine ‘’Açık depo’’sistemi kurulmalıdır.
Müzeye ait kataloglar çok eski tarihlidir ve de Türkçe değildir.Yeni kataloglarının hazırlanması gerekir.
UYGULAMA (Serbest Teknik ve Boyutta)
Adı :Osman Hamdi’nin Işığında Arkeoloji
Malzeme ve Teknik : Parlak Biristol Kağıdı Üzerine,Yağlıboya
Ebat : 120 x 80 cm.
Üslup : Resmin genelinde kahverengi tonlar etkindir.Osman Hamdi Bey’in Portresinde, gerçekçi renkler kullanılmıştır.Resmin genelinde çok şiddetli bir ışık yoktur. Sol üstten gelen hafif bir ışığa göre gölgelendirme yapılmıştır.Kapalı kompozisyonda yataylar ve dikeyler kullanılmıştır.
Mesaj :Arkeoloji müzesinin kurucusu olan Osman Hamdi Bey, arkeolog, müzeci ve ressamdır.Arkeoloji müzesi onun dünya çapındaki eseridir.Osman Hamdi Bey, kendi eserinin başındadır. Elinde paleti, fırçaları ve her zamanki ciddiyetiyle bize doğru dönmüştür. Bu hareketi onun çağdaş müzecilik anlayışını ve Arkeoloji müzesi açıldıktan sonra da müzeyi dünya çapında tanıtmak için gösterdiği büyük çabalarını ifade eder.Osman Hamdi Bey’in Sayda’da Krallar Mezarlığı’nda yaptığı kazıda bulunan içlerinde İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahitlerinin de yer aldığı buluntuların müzeye getirilmesinden sonra, bu eserlerin sayesinde arkeoloji müzesi inşa edilmiştir. Ağlayan Kadınlar Lahdi müzenin planı için esin kaynağı olmuştur. Önce, buraya lahitler müzesi denilmiştir.Kompozisyonda dünya çapında çok büyük değerlere sahip olan ve müzenin mimarisi için ilham kaynağı olan bu eşsiz eserlerin (üstte: İskender Lahti, altta: Ağlayan Kadınlar Lahti) detaylarını görmekteyiz.Üstte görülen kırmızı renk, savaş sahnesini belirtmek için kullanılmıştır.Tüm bunların ışığında içerik: Osman Hamdi Bey’in kimliğinde, ülkemizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan temasına bağlanmaktadır.
Kaynak :‘’Müze Eğitimi ve Uygulamaları’’ ile bağıntılı olarak, Arkeoloji Müzesindeki, inceleme ve uygulama çalışmaları.
SONUÇ :
Yeni Müzecilik Anlayışı’nı savunanlara göre bir eğitim ve kültür kurumu olarak müzenin amaca, ziyaretçilerin ihtiyaçlarına göre sergiler hazırlanması gerekir. Müze bir forum olmalıdır veya halk ile uzmanlar arasında bir diyalog oluşturulmalıdır. Ziyaretçilerin müzeden elde edeceği bilgi ve deneyim, müzenin bir ürünü olacaktır.
Bu günkü müzelerin, yeni müzecilik anlayışına göre yapılanması için müze elemanları, eğitim programları, sergileme teknikleri, medya kullanımı ve yönetim konularında köklü değişiklikler yapılması gerekmektedir.
1-En önemli değişiklik müzelerin organizasyonunda görülür. Çünkü müzelerde görev yapan uzman, konservatör, eğitimci, yönetici gibi elemanlara ait bölümler ortadan kaldırılacaktır. Bölümler arasında yer alan duvarlar yıkılacak, hiçbir çalışma kapalı kapılar ardında yapılmayacaktır.
2-Bu günkü müzelere, uzmanların mesleklerini ilerletmeleri için var olan kurumlardır. Halk ikinci plandadır.Uzmanlar dikkatlerini eserlerden insan ilişkilerine çekip halkı tanımalıdırlar.
Bilgi çağında müzeler yenilikler peşinde koşuyorlar ama yine de sahip oldukları koleksiyonların çok azını sergilemektedirler.Uzmanların seçtiği eserleri sunmak demokratik değildir. Müzelerin koleksiyonlarına ve bilgisine halkın dikkati çekilmelidir.Toplum böylece kültür mirasına sahip çıkar.Eğer müzeler kaynaklarını ve bilgilerini toplumla paylaşırlarsa var olacaklardır. Aksi taktirde can sıkıcı bir atmosfer içinde önemlerini yitireceklerdir.
BİBLOGRAFYA:
• AKŞİT, İlhan : Anadolu Uygarlıkları (Akşit Kültür ve Turizm Yayınları), İstanbul, 1982.
• AKURGAL, Ekrem : Anadolu Uygarlıkları (Net Turistik Yayınları), İstanbul, 1998.
• ATASOY, Sümer : ‘’Yeni Müzecilik Anlayışı: Eğiten Bilgi Veren Müze’’ Kuruluşunun 150. Yılında Türk Müzeciliği Sempozyumu 3 Bildirileri, 24-26 Eylül (Ankara Basımevi 1979 Genel Kurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları), İstanbul,1996, s. 97-99.
• ANONİM : “İstanbul Müzeleri” İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1, İstanbul, 1973, s. 1-3.
• ANONİM : “Klasik Eserler Bölümü” İstanbul Arkeoloji Müzesi Yıllığı (Milli Eğitim Basımevi), S.13-14, İstanbul, 1967, s. 3-4.
• ANONİM : İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Yunan, Roma, Bizans heykeltıraşlık ve Mimarlık Eserleri Koleksiyonları, Resimli Rehber (Milli Eğitim Basımevi), İstanbul, 1966.
• ANONİM : “Sidon Krallar Nekropolü” Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi (Görsel Yayınları), Cilt 2, İstanbul, 1982, s. 384-385.
• BAKAN, Feraye : Eğitim Fakültesinde Müze Eğitimi ve Uygulamaları (Marmara Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı, Resim-İşi Öğretmenliği Bilim Dalı Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi ), İstanbul, 2003.
• BENHAN, Enver : Müzeciliğin Tarihi (Remzi Kitapevi), İstanbul, 1936.
• BAYUR, Sabahattin : “Çağdaş Müzeciliğin Sorunları ”, Salı Toplantıları 92-93 Müzeler İçin Düş Bilançosu Tutkular ve Nesneler (Yapı Kredi Yayınları), İstanbul, 1993, s.9-19
• BAŞGELEN Nezih : “Türkiye Arkeolojisi ve Sorunları ”, Salı Toplantıları 92-93 Müzeler İçin Düş Bilançosu Tutkular ve Nesneler (Yapı Kredi Yayınları), İstanbul, 1993, s.22-40
• CEZAR, Mustafa : Sanatta Batıya Açılış ve Osman Hamdi (Erol Kerim Aksoy, Eğitim Spor ve sağlık Vakfı Yayını), İstanbul, 1995.
• DOLUNAY, Necati : İstanbul Arkeoloji Müzesi Yıllığı (Milli Eğitim Basımevi), İstanbul, 1967.
• EPCİOĞLU, Nejat : Arkeoloji (Remzi Kitabevi Yayınları), İstanbul, 1979.
• ERDOĞAN, Erol : Arkeoloji (Remzi Kitabevi Yayınları), İstanbul, 1979.
• ELDEM, Nezih : “Dünyada ve Türkiye de Müze Mimarlığı”, Salı Toplantıları 92-93 Müzeler İçin Düş Bilançosu Tutkular ve Nesneler (Yapı Kredi Yayınları), İstanbul, 1993, s. 6-96.
• KOÇU, Reşad Ekrem : “Arkeoloji Müzeleri” İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 2, İstanbul 1965, s.1024-1033.
• KULİN, Haluk : “İstanbul Arkeoloji Müzeleri”, Adım Adım İstanbul Teb: Türk Ekonomi Bankası Intermedia Gezgör Arşivi (Intermedia Uluslararası İletişim A.Ş.), İstanbul, 1992, s. 52-53.
• KURAN, Abdullah : ’’Mimarlıkta Yeni Türk Üslubu ve Osman Hamdi Bey’’ 1. Osman Hamdi Bey Kongresinden Bildiriler (M.S.Ü. Yayınları), İstanbul, 1992, s. 113-117.
• MENDEL, G. : Catologuedes Sculptures Grecgues, Romaines et Byzantines, 3 Cilt, İstanbul, 1912-1914.
• MERİÇBOYLU, Yıldız : Arkeoloji Müzesi (Yapı Kredi Bankası Yayınevi), İstanbul, 1987.
• ÖNDER, Mehmet : Türkiye Müzeleri (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınevi), İstanbul, 1995.
• PASİNLİ, Alpay : İstanbul Archeological Museum (A Turizm Yayınları), İstanbul, 1992.
• PASİNLİ, Alpay : The Book of Alexander Sarcophagus (A Turizm Yayınları), İstanbul, 1997.
• PASİNLİ Alpay : ’’Osman Hamdi Beyin Müzecilik Yönü ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’’, 1. Osman Hamdi Bey Kongresinden Bildiriler (M.S.Ü. Yayınları), İstanbul, 1992, s.142-157.
• PASİNLİ, Alpay : “İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki Müzecilik Çalışmaları ve Çocuk Müzesi”, Kuruluşunun 150. Yılında Türk Müzeciliği Sempozyumu 3 Bildirileri, 24-26 Eylül, İstanbul, 1996, s.100-103.
• PASİNLİ, Alpay : İstanbul Arkeoloji Müzelerindeki Yeni Düzenlemeler ve Müze Ek Binası Teşhiri (11. Türk Tarihi Kongresinden Ayrı Basım), Ankara,1994.
• PASİNLİ, Alpay : “İstanbul Arkeoloji Müzeleri Thrakin - Bithynia ve Bizans Bölümü Teşhir Çalışmaları’’ 9, Müze Kurtarma Kazıları Semineri, Antalya, 27-29 Nisan,1998, s. 151-165.
• PASİNLİ, Alpay : “13 Haziran 1991’de Kuruluş Yılını Kutlayan İstanbul Arkeoloji Müzesinin Yeni Açılan Bölümleri, Yeni Sergilemeler ve Çevre Düzenleme Çalışmaları’’ 7. Müze Kurtarma Kazıları Semineri, Kuşadası, 8-10 Nisan 1996, s. 67-75.
• PASİNLİ, Alpay : “Yeni Binadaki Düzenlemeler”, Müze Museum Dergisi, S.4 (1990-1991), s. 69-71.
• PASİNLİ, Alpay : “İstanbul Arkeoloji Müzeleri’’ Müze Museum Dergisi, S.1(1989), s.82-86.
• PINAR, Sedat : “Arkeoloji Müzesindeki Lahit Tipleri’’ Turing ve Otomobil Kurumu Belleteni, S. 7/286 (Temmuz 1996), s. 25-28.
• REINACH, Theodore, : Une Necropole Royale A Sidon (Ernest Leroux, Editeur), O.HAMDİ Bey Paris, 1989.
• SİNANLAR, Seza : “İstanbul Arkeoloji Müzeleri”, Skylife Dergisi, S. 162 (Kasım 1996), s. 36-42.
• SİREL, Hülya. Kılıç : Crawford Morüstü Göstericisi ve Müzelerimizden Ölçme Örnekleri (Y.Ü. Mimarlık Fakültesi Baskı İşbirliği) , İstanbul, 1992.
• TURANİ, Adnan : Sanat Terimleri Sözlüğü (Remzi Kitapevi), İstanbul,1993.
• TARHAN, M. Taner : Tarih Yazımında Arkeolojinin Önemi (Arkeoloji ve Sanat Yayınları), İstanbul,1995.
• TEKELİ, İlhan : “Arkeoloji Müzeleri” Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, Cilt 1, İstanbul 1993, s.307-312.
• TUNAY, Mehmet İ. : “İstanbul Arkeoloji Müzesi”, Mimarlık Şehircilik Turizm Dergisi Arkitekt, S. 345 (Ocak 1972), İstanbul, s. 23-25.
• TUNAY, Mehmet İ. : “İstanbul Arkeoloji Müzesi”, Mimarlık Şehircilik Turizm Dergisi Arkitekt, S.346 (Şubat 1972), İstanbul, s. 60-62.
• TUNAY, Mehmet İ. : “İstanbul Arkeoloji Müzesi”, Mimarlık Şehircilik Turizm Dergisi Arkitekt, S. 347 (Mart 1972), İstanbul, s. 127-130.
• TUNAY, Mehmet İ. : “İstanbul Arkeoloji Müzesi”, Mimarlık Şehircilik Turizm Dergisi Arkitekt, S. 348 (Nisan 1972), İstanbul, s. 162-164.
• YÜKSEL, Orhan Ş. : “Arkeoloji Müzesi 2”, Hayat Tarih Mecmuası, S. 11 (Aralık 1966) , İstanbul, s. 42-45.